Danişment Köyü Sitesine Hoş Geldiniz.
 
MAKALENİN DEVAMI
 Makale Başlığı :  Hakan Kaya
 Kategori :  Köyümüz
 Makale Özeti :  Duvardaki Saatli Maarif Takvimi 7 Temmuz 1971 Çarşamba gününü gösteriyordu. Sıradan bir gündü Danişment Kasabası için, sıradan bir gündü Danişmentliler için.
 

Güneş vadiyi iyice ısıtmıştı. Karnı burnundaki Hanife Hanım etrafındakilere baktı yalvarırcasına. ?Başlasın artık, başlasın artık denizyeli?? dedi kendi duyarcasına. Odadakiler dikkat kesildiler. Hanife Hanım?ın annesi dünürüyle gözgöze geldi. İncitmekten korkarcasına ak bir tülbentle kızının alnında biriken terleri sildi. Kızı incinsin istemiyordu. Gözlerini duvardaki bir noktaya kilitledi ve: ?Genç ebe, birazdan sancıları başlar dediydi; o zaman zaten incinecek yavrum?? diye düşündü.

İşte mesleğinde üçüncü senesini de bitiriyordu genç Astsubay Mehmet Kaya. 1968 yılında katıldığı Türk Hava Kuvvetlerinde ilk terfisini alacaktı bu sene. Bu yaz hem mesleki kariyerinin hem de medeni durumunun terfi senesiydi sanki. Hem bir üst rütbenin, hem de babalığın tadını çıkaracaktı. Sigarasından bir nefes daha çekip: ?Hele şu minik misafirimiz de sağlıkla bir gelseydi?? diye düşünerek evin önünde gezinmesine devam etti. Bir hareket başlamıştı evde. Konuşmalar anlaşılmıyordu. Mehmet?in kulakları uğuldamaya başladı. Sadece: ?Derin nefesler almalısın!..? diye bağıran ebenin sesini ayırt edebiliyordu. Neler oluyordu evde? Dayanılacak gibi değildi. Ve sonunda Hanife Hanım?ın: ?Oğlum!.. Yavrum!..? feryadını çok iyi hatırladığını biliyordu. Oracığa çökmüştü ve göz pınarlarından yola çıkan iki damla yanaklarının üzerinde çoktan bir yolculuk başlatmışlardı bile.

Güneş dinlenmek için dağların arkasında kaybolurken, Mehmet kucağına konulan ailenin en yeni üyesinin gözlerine baktı. Boğazı düğümlendi. Bir şeyler söylemek istedi önce, söyleyemedi. Sadece dikkatlice bakmakla yetindi uzun uzun. Dudaklarını oğlunun alnına götürdü: ?Hakan!..? diye fısıldadı yavaşça. Kimse duymadı onu. O sırada mavi ve yeşil tüylerle bezeli başı sarı bir gagayla tamamlanmış arı kuşu böğürtlen çalısından havalanan Yusufçuğun üzerine çoktan dalışa geçmişti Danişment ormanında? Hatırlıyorum. Bir gün sevgili dostum Mehmet KAYA gezdirmek için getirmişti Hakan?ı. Hakan sanırım 11-12 yaşlarındaydı. Sarışın, türkuaz gözlü, cin bakışlı bir çocuktu. Arkadaşım: -İsmet amcası, Hakan paraşütle atlamak istiyor? dedi. Hakan?ın elinde tutup depoya götürdüm. Sırtına büyük gelen bir paraşüt kuşandırıp:

-Atlayalım mı?.. dedim. O, boncuk gibi gözlerini gözlerime dikerek: -Sen de atlayacak mısın peki?.. diye sordu. -Tabii atlayacağım; dostum, bu benim işim? dedim. -Uçaktan mı atlayacağız? -Evet, başka nereden atlanır ki? -Ne bileyim sende paraşüt yok da. -Benim paraşütüm uçakta, uçakta kuşanırım. Hakan sırtındaki koca paraşütü taşımaya çalışırken elimden tutup beni DAKOTA C-47 uçağına doğru sürüklemeye başladı. -Sizin paraşütler uçakta hep hazır değil mi İsmet amca?.. dedi. -Evet dostum, bizim paraşütler uçakta hazır. Hep hazır olması lazım zaten. Uçağa geldik. Hakan?ı uçağa bindirdim ve sırtındaki paraşütle kapıdan aşağı atlattım. Bu sanal atlayıştan sonra Hakan?ın gözlerindeki sevinci görmeliydiniz. Uçaktan döndüğümüzde: -Baba, baba! Ben paraşütle atladım. İsmet Amcam beni paraşütle atlattı? diye bağırıyordu.

Takvimlerin 19 Temmuz 2006 tarihini gösterdiği o gün, Antalya?dan ulaşan haber bir ateş topu olup düştü yüreğime, yüreklere. Doluya koyduk almadı, boşa koyduk dolmadı. Olmadı Hakan? Olmadı bir türlü, bu günü yakıştıramadık biz, bize? O nasırlaşan yüreklerimiz sızladı inceden inceden? Sevgili Hakan, o türkuaz gözlerindeki pırıltıyı ömrüm olduğu müddetçe unutmayacağım. Safında oldum, salında oldum. En zoru da ne biliyor musun? Babanın gözlerinin ta derinlerine bakıp da konuşabilmek. Sevgili dostum; sonsuz uykunda ışık olsun yattığın yer, nur olsun? Nurlar içinde, ışıklar içinde uyu? Rahat uyu

Hakan Kaya. Pilot, Emniyet Amiri. 19 Temmuz 2006 tarihinde çıktığı görev uçuşu sırasında Antalya?da şehit olmuştur.

Balıkesir İli Balya İlçesine bağlı Belde Merkezi.

İsmet Nadir Atasoy